Ana Sayfa Blog

Partnerler Arası Para Yönetimi Nasıl Olmalı?

0

Sevgilinizle para konusunu konuşuyor musunuz? Ya da ne sıklıkla ve nasıl bir dürüstlükle konuşuyorsunuz? Yoksa hiç para konusunu partnerinizle konuşmamayı mı seçiyorsunuz?

Aslında toplumumuzda maalesef para konusunu konuşmak çok da kolay değil. Aman ayıp olur, aman maaşını söyleme, aman paranın kölesi olma derken… Aslında hayatımızı kolaylaştıracak bir nimet hakkında ne kadar da kötü konuşuyormuşuz! Siz hiç sizi sevmeyen ve hakkınızda kötü konuşan bir insanın yanında olmak ister misiniz bir düşünün bakalım.

Evet, paradan bahsetmek hiç de kolay değil. Hatta çoğu zaman parayla ilgili endişelerimizi içimize atıp saklama yolunu seçiyoruz. Eğer partnerinizle bir gelecek planlıyorsanız ve hayatınızı ortak yaşıyorsanız unutmayın ki para da aşk kadar önemli. Partnerinizle beraber bir hayat kurmaya başlamaya karar verdiğiniz andan itibaren parayla ilgili tüm her şeyi açık ve net şekilde konuşmalısınız. Harcamalarınıza da ayrıca özen göstermelisiniz.

Peki, para konusunu sevgilimizle nasıl konuşacağız?

Samimi ve gerçekçi olmak inanın her şeyin bütününü oluşturuyor. Geçmişinizde yaşadığınız kaygıları mutlaka dile getirin.

1) Finansal Karkaterinizi Ortaya Koyun:
Birbirinize samimi olun, para karakterlerinizi tanıyın. Herkesin bir para geçmişi ve karakteri var. Öncelikle para karakterinizi tanıyın. Sizin için paranın, borcun ve birikimin ne anlamına geldiğini eşinizle samimiyetle konuşabilirsiniz.

2) Ortak Hedefler Belirleyin:
Ortak hedefleri olan evlilikler daha sağlıklı ve uzun sürer. Eşinizle oturun ve neler istediğinizi konuşun. Yani finansal hedefler belirleyin. Kısa, orta ve uzun dönemli ortak hedeflerinizi liste halinde yazın. Ortak hedef olunca birlik ve beraberlik de olur.

3) İletişimde Açık ve Net Olun:
Para konusunu konuşamıyoruz. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının geçtiğimiz yıllarda 7 bin hanede yaptığı bir araştırmaya göre esas temel konu parasızlık ve geçim sıkıntısı değil, eşlerin para konusunda iletişim kuramaması. Eşler arasında para tabu olmamalı, eşler bu konuda rahatlıkla konuşabilmeli. Ayda bir bütçe toplantısı yapın. Sadece faturalan değil, diğer harcama İhtiyaçlarını da konuşun.

4) Gizli Borçlar = Aldatma:
Gizli borç stres verir ve bir şekilde ortaya çıkar. Aldatmanın bir türüdür, yani finansal aldatma sayılır. O nedenle eşinizden habersiz borç alıp vermeyin.

5) Ayağınızı Yorganınıza Göre Uzatın:
Bütçenize göre yaşayın. Eşe dosta iyi görünmek için borçlanmayın, daha iyi bir hayat yaşadığınızı göstermek için bütçenizi aşan harcamalar yapmayın. Nasıl hayat ortaksa para konularında da kenetlenmek gerek.

2018’de Ne Yaptık? 2019’da Ne Yapacağız?

0

2018 yılında ne yaptık da 2019 yılında ne yapacağız? Her sene bir öncekinden daha zorlu geçiyor dediğinizi duyar gibiyim… Lakin ben de aynı düşüncelerle savaştığımı itiraf etmeliyim. Tam oldu, evet, öğrendim, işte bunu çözdüm, bu sefer benden daha güçlüsü yok dediğimiz an, tokat gibi çarptı evren suratımıza değil mi?

Bundan daha iyi nasıl olur?

Bunun ötesinde ne yaratabilirim?

İşte bu soruları sormayı bıraktığım anda Osmanlı tokadını yediğimin altını çizmeliyim. Çünkü değişmeyen tek şey değişimin ta kendisi… ve burada kendimizi tamam olduk dediğimiz anda bilinmeyen yerden bir soru kalıbı cümlesi çıkar ve ne olduğumuzu şaşırırız. Aslında bilmeyiz ki o yeni gelen soru kalıbı da bizi bir sonraki soru kalıbına hazırlıyor. Bir sonraki mucizeye hazırlıyor.

Soru kalıbı = Mucize

Dönüp geçmişe baktığımızda aslında aştıklarımızın ve kendimize kattıklarımızın sayesinde bugünde olduğumuzun farkına varmamız da bize önemli bir hediye.

Yorulmadık mı?

Ölesiye hem de…

İsyan etmedik mi?

Bağıra çağıra hem de…

Sevmedik mi?

İçimiz titreye titreye…

Neyi unuttuk peki farkında mısınız?

Neyi unutmuş olabiliriz?

KENDİMİZİ SEVMEYİ!

KENDİMİZE SAYGI DUYMAYI!

KENDİMİZİ ŞIMARTMAYI!

KENDİMİZİ ÖNEMSEMEYİ!

O zaman yeni yılda kendimizi sevmemiz dileğiyle…

Kendinizi sevebilmek zor gelebilir, ancak yapılan araştırmalara göre kendinizi sevmeden hayatta mutlu olmanızın neredeyse imkansız olduğunu biliyor muydunuz?

1. Duygularınızın size verdiği acıyı hissetmeye ve sorumluluğunu üstlenmeye istekli olun

Hissettiğimiz her bir duygu kendimizi sevip sevmediğimize, kendimizden tümüyle vazgeçip geçmediğimize ya da başkalarının üzerimizde denetim kurup kurmadığına dair bize ipuçları verir. İlk adım olarak duygularınıza kucak açın. Kafanızda bir şeyleri takıntı haline getirmek, kendinizi acımasızca eleştirmek, adeta uyuşmak istercesine bir şeylerin bağımlısı olmak ya da hislerinizin sorumlusu olarak başkalarını görmek gibi kendinize hakim olamadığınız duygusal kaçışlar yerine duygularınıza doğru yolculuğa çıkın. Bu aşamada iç konuşmanızın gücünden faydalanabilirsiniz.

2. Öğrenmeye heveslenin

Manevi bağlarımızı kurarken iki olası niyeti gözetiriz: Bağımlılık yaratan ve denetleyici davranış biçimleriyle sorumluluktan kaçınarak acıya karşı kendimizi korumak ve bizlere acı verdiğini düşündüğümüz şeyler veya siz ve başkaları arasında yaşananlara dair bir şeyler öğrenmek. Sevgi dolu yüksek benliğinizi kalbinize taşıyın ve bilinçli olarak kendinizi sevmeyi öğrenmeye çalışın. Bakış açınızı genişletmek de, size çok yardımcı olabilir. Bilmediğiniz yerler keşfetmek perspektifinizi büyütebilir.

3. Yanlış inanışlarınızı ortaya çıkarın

İnançlarınız ve davranışlarınızın derinliklerine dalın ve size acı çektirin bir kimse ya da olaya dair neler olup bitiyor keşfe çıkın. İçinizdeki çocuğa sarılın ve sorun: “Beni endişelendiren, depresyona sokan; bana suçluluk, utanç, kıskançlık, öfke, yalnızlık ya da işe yaramazlık hissi veren tüm acı verici duygular hakkında neler düşünüyor veya yapıyorum?” Cevabı yine kendi içinizden, yani duygularınızdan bekleyin. Tüm bu duyguların kaynağını çözdüğünüzde, bir türlü hakim olamadığınız düşünce ve davranışlarınıza neden olan korkularınızı ve yanlış inanışlarınızı anlamak adına incinen benliğinizi keşfe çıkabilirsiniz.

4. Yüksek benliğinizle diyalog kurun

Size rehberlik eden yüksek benliğinizle iletişim kurmak sandığınız kadar zor değil; önemli olan kendinizi sevmeyi öğrenmeye açık olmanız. Bunun karşılığını derhal ya da zamanla görebilirsiniz. Cevaplar kelimelere, görsellere veya rüyalara bürünebilir. Kalbinizi öğrenmeye açtığınızda cevaplar da gelecektir.

5. Kendinizi sevmeye başlayın

Acılarınızı kabullendiniz, öğrenme eylemine geçtiniz, duygularınızla diyalog kurmaya başladınız ve ruhani rehberinizle bir bağ oluşturdunuz. Şimdi yapmanız gereken ise utanç, endişe ve dürtülerinize teslim olmanızın bir sonucu olan depresyona zamanla iyi gelen sevme eylemine doğru bir adım atmak. Bazen insanlar kendini sevmeyi adeta uykusundan uyandırmanız gereken bir his olarak görüyor. Kendinizi sevmenin iyi bir yolu da “Kendime duyduğum sevgiyi nasıl hissedebilirim?” değil, söz konusu eylemi vurgulayarak “Kendimi sevmek için neler yapabilirim?” sorusunu sormaktır.

6. Attığınız adımları değerlendirin

Sevmeye başladıktan sonra acı, öfke ve utancınızın yok olup olmadığını kontrol edin. Eğer hâlâ yerlerinde duruyorlarsa, size huzur, neşe ve derinden bir içsel değer algısı getirecek sevme eylemlerini ve doğruyu keşfedene dek bahsi geçen adımları tekrarlayın. Zamanla, kendinizi severek hayatınızdaki her şeyin – ilişkileriniz, sağlığınız, ruhsal durumunuz, hayallerinizi ve özgüveninizi dergileme becerileriniz vs.- düzeldiğini keşfedeceksiniz. Kendinizi sevip, kendinizle iletişeme geçmeniz, diğer insanları da sevmenize ve onlarla duygusal bağlar kurmanıza ön ayak olacaktır. Heyecan dolu, neşeli, sımsıcak bir hayatın anahtarı kendinizi sevmenizdir.

Kaynak:

mindbodygreen

psychologytoday

Ayna Olmak; Derviş ve Ustasının Hikayesi

0

Günün birinde bir derviş, ustasına “Efendim ‘ayna olmak’ diye bahsettiğiniz konuyu tam olarak idrak edebildiğimi düşünmüyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?” der.
Usta dervişi dinler ve ertesi sabah onunla göl kenarında buluşmasını ister. Derviş gün ağarmadan yola çıkar. Bu kadar erken bir saatte üstadın ne anlatacağını merak etmektedir.
Gölün kenarında konuşurlar:
– Evlat, senin iki gözbebeğinden birinde bir leke var. Hangisi olduğunu biliyor musun?
-Efendim çok ufak yaştan beri yanınızdayım. Tekkemizde benim bildiğim hiçbir yerde ayna yok. Uzun zamandır kendi gözbebeklerime bakma şansım olmadı.
– Önce gözlerini kapat ve hangi gözbebeğinde leke olduğunu bana söyle. Ama sakın yanlış söyleme. Eğer bilemiyorsan bilmiyorum de.
GÖRMEK İSTEMEYENDEN DAHA KÖR KİMSE YOK
Usta cebinden çıkardığı bir ayna parçasını dervişin suratına tutar. Derviş gözleri kapalı halde hissetmeye çalışır ama nafile…
– Bilemiyorum.
– Birinci ders:
Bu dünyada görmek istemeyenden daha kör kimse yoktur. Eğer biri görmek istemiyorsa, gözlerini hakikate sıkıca kapatmışsa ona ayna tutman imkânsızdır.
Usta yavaşça dervişin başını eğer ve bir çamur birikintisine bakmasını ister. Derviş ne kadar dikkatli baksa da gözbebeklerini göremez.


-İkinci ders:
Kendini temizlememiş kimse sana berrak bir ayna olamayacaktır. Etrafında seçtiğin insanların samimi birer gönül yolcusu olduklarından emin ol.
Derviş, ustasının dediklerini dikkatle dinlemektedir. Üstad gölden bir kap temiz su alır ve dervişin önüne koyar. Derviş tam eğilip gözbebeklerine bakacakken üstad hırkasını çıkarıp dervişin başını örter. Derviş:
– Efendim bütün güneşi kapattınız. Karanlıkta hiçbir şey göremiyorum.
– Üçüncü ders:
Zihnin karanlığı kalbin aydınlığına gölge düşürdüğünde ayna işlevini yitirir. Birine ayna tutmak istiyorsan kalbini sevgiye açtığından emin olmalısın.
Usta hırkayı kaldırdığında derviş kendi gözlerini görebilmeye başlar. Bir süre baksa da gözbebeklerinden birindeki lekeyi göremez.
– Efendim, ben hâlâ lekeyi göremiyorum.
– Sevgili evlat, aslında gözbebeklerinden birinde leke yok. İnsan zihinle baktığında kusur, gönülle baktığında aşk görür. Kendimizle ilgili takıldığımız kusurların çoğu sahte aynaların bize gösterdiği yanılsamalardır. Bir ustanın çırağa karşı en büyük görevi çırağın kalbinde yatan bir usta olduğunu ona anımsatmaktır. Her insanın kalbinde hakikat gizlenmiştir. Bizim görevimiz o hakikate ayna olmaktan başka bir şey değildir.’

Bir Zen Ustası’ndan “Koyverme”nin Sırları

0

Zen Ustası Thích Nhất Hạnh’ın koyverme ile ilgili birkaç tavsiyesi olacak. Pek çok insan fiziksel olarak ayrılma ya da birini darlamama durumunun bir çeşit mesafe koyma olduğunu, ya da kişinin diğerlerinden duygusal anlamda koptuğunu sanıyor. Ancak Hanh’a göre bırakmak demek, karşınızdakini daha önce hiç sevmediğiniz kadar sevmeniz demektir.

Ariyasaavaka adı verilen Kutsal Yol’un öğretilerinden biri olan ayrılma durumu, fiziksel bir çekilme ya da aşırı kanaatkarlık olarak yorumlanmamalıdır. Buda’nın öğretileri arasında “eylemsizlik, Kutsal Yol’un ayrılmaz bir parçasıdır” ifadesi yer alsa da bunun yanlış anlaşılması, olayı çok farklı yerlere götürebilir. Bağlamının dışında bu ifade “Diğerleriyle ilgilenmemeliyiz, gerçek his ve düşüncelerimizi belirtmekten kaçınmalıyız, kendimizi hayattan soyutlamalıyız” gibi anlaşılabilir ki asıl söylenilmek istenen bunlar değildir.
Paali dilinden İngilizce’ye direkt çeviriler olmadığı için ne yazık ki bu tarz yanlış anlaşılmalara sık sık rastlanmaktadır.

“Ayrılmanın” bu hali ile Buda’nın asıl demek istediğinin bir alakası yoktur. Hanh Usta’ya göre bırakmak için önce tamı tamına sevmeyi öğrenmemiz gerekir. Gerçek ayrılma hali ancak sevgimiz kazanç ve çıkar ilişkilerinin ötesine geçtiğinde gerçekleşecektir.

Hanh dört farklı ayrılma çeşidinden bahseder. Burada elbette kendini mağaraya kapatmış ve üzüntüleri, şehveti ve sevgi ihtiyacı gibi onu insan yapan şeyleri elinin tersiyle itmiş birinden bahsetmeyeceğiz. Bunlardan kaçmak, ayrılmak değildir. Bırakmak, bıraktığınız şeyin her hücrenize nüfuz etmesidir.

1-Maitri (Klasik Sevgi Anlayışından Farklı Olarak)
Hanh Maitri’yi klasik Batı anlayışının dışında bir sevgi tanımıyla bizlere sunuyor:
“Gerçek sevginin ilk ve en önemli özelliği maitridir (Pali dilinde metta). Bu da kişinin karşısındakine huzur ve mutluluk sunma niyet ve kapasitesine denk gelir. Bu kapasiteyi geliştirmek için çok iyi bir şekilde gözlem yapmalı, diğerlerini mutlu etmek için neler yapıp yapmamamız gerektiğini keşfetmeliyiz. Sevgilinize ihtiyaç duymadığı bir şeyi sunmak maitri değildir. Onun durumunu anlamalısınız ki vermek istedikleriniz onu mutsuz etmesin.
Başka bir deyişle normalde bir insanın alınca mutlu olduğuna inandığınız bir şeyin karşınızdakini aynı şekilde mutlu etmeyebileceğini kabullenmek bir ayrılma biçimidir. Karşınızdakini “memnun etme” gibi kendi egonuzun bir yansıması olan ihtiyacınızı ve onları istemediği şeylere zorlamayı bırakır, içinizdeki bu ihtiyaçtan kurtulursanız o zaman gözlerinizi açabilir ve onları gerçekte neyin mutlu ettiğini görebilirsiniz.
Hanh şunları da söylüyor:
“Dil kullanımına da dikkat etmeliyiz. ‘Sevgi’ çok güzel bir kelimedir ve biz onun hakkını vermeliyiz. Maitri kelimesi köken bakımından arkadaş anlamına gelen mitra’dan gelir. Budizm’de sevginin en temel anlamı arkadaşlıktır.”

2-Karuna (Şefkat)
Ayrılmanın ikinci bir şekli şefkat ile gerçekleşir. Elbette acı içinde olan birine şefkatle yaklaşmayacağız, onunla iki kelam etmeyeceğiz, acısını dindirmeye çalışmayacağız diye bir şey yok. Onların tüm acılarını gidereceğiz diye bir şey de yok. Şefkat derinlerde hissedilen bir duygudur; kendini ötekilerden izole etmek değil.
Buda acı ve kederlerin var olma nedenlerini anladığı, bunları aynı zamanda nasıl dönüştüreceğini bildiği için gülümser. Kendinizi sonuç beklemekten alıkoyduğunuzda hayata daha derinlerden dahil olursunuz. Ama bu yüzde yüz orada olmadığınız anlamına gelmez.

3-Şükran ve Coşku
Kendimizi gerçekten arındırmak için şükran duygusuna odaklanmalıyız. Mudita denen coşku o zaman, biz sonuçları beklemeyi bıraktıktan sonra kendiliğinden gelecektir. Buda’nın coşku tanımı, “Bencil olmayan coşkuya” daha çok uyar. Sadece kendimize değil, başkalarına da iyi şeyler olduğunda mutlu olabilmemiz demektir.
Kendi yollarına devam etmek üzere bir arkadaşınız ya da sevdiğiniz sizden ayrıldığında ve onlar sevecek yeni birilerini bulduğunda canınız acıyabilir. Bu, gerçek ayrılma değildir. Sizinle bir bağlantısı olsun ya da olmasın, başkalarının mutluluğuyla mutlu olduğunuzda coşkuyla dolarsınız.

4-Upeksha (Sükunet)
Özgüleşme sürecinin son adımı olan sükuneti Usta Hanh, gerçek sevginin en önemli özelliklerinden biri olarak tanımlamaktadır.
Şöyle der:
“Gerçek sevginin dördüncü elementi sükunet, bağımsızlık hali, fark gözetmeme, bir olma ve koyverme anlamlarını içinde barındıran upeksha’dır. Upa “yukarı”, iksha ise “bakmak” anlamına gelir. Durumu en objektif bir biçimde görebilmek için dağın tepesine tırmanmak ve her şeye yargılar ve değerlerden uzaktan bakmak olarak düşünebilirsiniz. Eğer sevginizde bağımlılık, ayrım, önyargı, hatta başka bir insana yapışma durumu varsa o, gerçek sevgi değildir.
Budizmden bihaber insanlar upeksha’yı kayıtsızlık sanabilir. Ancak gerçek sükunet ne buz gibidir, ne de kayıtsızlık gerektirir. Birden fazla çocuğunuz olsa bile sonuçta hepsi sizin çocuğunuzdur. Upeksha, sevmediğiniz anlamına gelmez. Aksine, ayrım gözetmeksizin hepsini eşit sevdiğinizi ifade eder.”
Hanh der ki bu özellikten yoksun olan sevgi sahiplenici, egonun kirlettiği bir şeye dönüşür. Sevdiğimizin bir rüzgar ya da kelebek gibi esebilmesi, uçabilmesi gerekirken biz onları cebimizde taşımaya çalışıyoruz. Bu sevgi değil, yıkımdır.

Sevginin gerçek sevgi olması için içinde şefkati, coşkuyu ve mutluluğu, bir de sükuneti barındırması gerekir.

İşte bu, bırakma ve koyvermenin kendisidir.

“Koyverme Sanatı” diyoruz, ama aslında kulağa geldiği kadar zor değil.

Bırakmak sadece yaptığınız, içinizden gelen bir şeydir. Bağımlı olmayan ilişkiler sağlıklı, güçlü ilişkilerdir. Çaba gerektirmeksizin kendiliğinden ortaya çıkan sevgi, şefkat ve nezaketle dolu olurlar. “Beni” “biz” yaptığınız için sevgi, bencil bir şey olmaktan çıkar. Bırakmak istiyorsanız daha az değil, daha fazla sevmelisiniz. İşte Buda’nın bu güzel öğretisi sürekli yanlış anlaşılmakta.

 

Bakış Açın Değiştiğinde Hayatın da Değişir!

0

Bakış Açın Değiştiğinde Hayatın da Değişir! Nasıl mı? Buyrun bakalım…

1. Biri sahneye çıkar, tutkuyla sunumunu yapar ve çok güzel bir performans sergiler, izleyiciler hayran bir şekilde onu dinler ve içtenlikle alkışlar. Başka biri sahneye çıkar, bir an evvel işim bitse de, gitsem diye aklından geçer. İzleyiciler de söyledikleri bitse de bir sonraki gelse diye düşünmeye başlar.
Diyelim bir çocuğunuz var, onu izliyorsunuz ve içinizden, şimdi, önündeki su birikintisine basıp üstünü başını kirletecek diye geçiriyorsunuz ve tam da aklınızdan geçtiği gibi oluyor. Gözlemci gözlemlediğini etkiler.
Gözlemcinin etkisi atom altı deneylerde araştırılıyor. Fotonlar (atomaltı parçacıkları) tek tek tespit edilmeye çalışılıyor; foton nasıl oluyor da bazen dalga bazen parçacık şeklinde hareket ediyor, onu gözlemlemeye başlıyorlar. Atomaltı düzeyde gerçekleşenin, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda oluştuğu görülüyor. Eğer gözlem altındaysa, foton parçacık gibi davranıyor; eğer onu gözlemleyen bir şey yoksa bir dalga gibi davranıyor. Bu durumun, maddenin temel yapı taşını oluşturan diğer elektronlar, atom çekirdeğinin proton ve nötron gibi diğer alt parçacıkları için de geçerli olduğu deneylerle kanıtlanıyor.
İnsan da atomdan meydana geldiği için duygu ve düşünceleri ile olasılıkları etkiler. Şu an yaşadıklarımız da bilincimiz ve bilinçaltımızın açığa çıkışıdır.
Hayat da bizim bakışımıza göre şekillenmektedir.

2. Bir film izliyorsunuz. O kadar etkilendiniz ki, filmdeki kahraman ağlıyor ve sizin de gözleriniz doluyor. Sanki o duyguyu siz yaşıyorsunuz. Bu esnada ayna nöronlar devreye giriyor. Beynimizin arka üst kısmında bulunan bu nöronlar bir bakıma ayna gibi karşıdaki hareketi kopyalar. Karşısındaki tarafından yapılan hareketi gören kişinin her defasında o hareketle ateşlenen nöronları premotor korteksinde aktive olmaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız duyumlar, elektriksel sinyallere dönüşerek beyne yani nöronlara aktarılır.
Ayna nöronlar devreye girdiği için esneyen birini görünce esneme, gülen birini görünce gülme olasılığınız yüksektir. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken harekete geçen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde hareketlendiği tespit edilmiş.
Karşınızdakine kızgınlıkla bağırıyorsunuz, o da kaçıyor yada asi davranışlara giriyor. Bir diğer seçenek, olayı sakince analiz edip, çözüm yolunu araştırıyorsunuz.
Karşınızdakini bakışınızla, duruşunuzla etkileme gücüne sahipsiniz. Bakışınızı değiştirip, akışı da bu şekilde değiştirebilirsiniz.

3. Sürekli kaybetme ve aldatılma korkuları yaşayan kişilerin korktuklarının başına geldiğini fark etmişsinizdir. Diğer tarafta bolluk bereket içerisinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanları görürsünüz. Hangi enerjide kalırsanız ona uygun durumlarla karşılaşırsınız.
Her şeyin kendine özel bir titreşime sahip olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Hangi titreşim frekansındaysak ona göre kişileri ve olayları hayatımıza çekiyoruz.
Neyi hayatımıza çekmek istiyorsak uyduların frekans ayarı gibi görmek istediğimize uygun bir duruma geçmemiz gerekiyor.
Duygu, düşünce ve inançlarınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişeceğinden farklı olay ve kişilerle rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız her şey bir rezonans alanı oluşturur.

4. İki kişi var, ikisi de iflas ediyor. Biri sürekli kendisine acıma duygusunda ve kurban psikolojisinde (şartlar böyleydi, şöyleydi diye etrafına dert yanıyor.) Diğeri, hata gibi görünse de dersimi aldım diyerek yoluna devam ediyor ve bu sefer öğrendikleriyle yeniden deneyebiliyor. Biri yenilgi derken, diğeri öğrendim diyor.
İkisini birbirinden ayıran bakış açıları.
Bizim nasıl hissettiğimizi ve ne yaptığımızı belirleyen, başımıza gelen olaylardan ziyade, hayatı nasıl değerlendirdiğimiz ve yorumladığımızdır. Bir olaya verdiğimiz anlam, kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilerken, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler kaderimizi oluşturacaktır.

5. Birisine kızdığınız bir anı düşünün. Kızgınlık duygusunun, konuşmanızı, hareketlerinizi, hislerinizi ve o anki yaşadıklarınızı nasıl etkilediğini fark edin. Bunu gerçekten anladığınızda sizi etkileyenin karşınızdaki değil sizin düşünce ve hisleriniz olduğunun ayırdına varırsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi anladığınızda iç huzurunuzu ele alırsanız.
Hayata bakışınızı sorularımız ve odağımız belirler.
Bir sorunla karşılaştığımızda neden bu oldu diye mi soruyorsunuz yoksa bunun etkisini nasıl daha iyi bir hale getirebilirim diye mi soruyorsunuz? Sorduğunuz sorular odağınızı ve hislerinizi etkiler. İyi hissettiğinizde enerjiniz ve hayata bakışınız değişir. Hayattaki diğer olasılıkları görmeye başlarsınız.

6. Zaman zaman başkalarını yargılayıp, kızdığınız olmuştur. Ne ayıp, şuna bak, neler yapıyor demişsinizdir. Bilemezsiniz, hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşmıştır ve bu yollara girmiştir. Evlilik dışı bir ilişkiyi kınayan birinin, hiç beklemediği bir anda öyle bir ilişki içinde kendini bulduğu çok görülen bir vakadır.
Karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durum, tamamen ona özeldir; yaşadıkları onun kendinden kendine imtihanıdır. Biz onu kınayıp, yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendimize çekmeye başlarız ve benzer durumlara maruz kalırız.

7. İki çalışan var. Bu çalışanlardan birine, patron oldukça saygılı davranıyor, diğerine bağırıp çağırıyor. Neden diye bakıp kişileri analiz ettiğimizde biri son derece kendisine güvenen, işini iyi yapan ve çevresine bu enerjiyi yayan biri. Diğeri tedirgin, acaba yapabilir miyim, olur mu kaygısında çalışıyor.
Biz bir şey düşündüğümüzde beyinde bazı hücre gurupları elektriklenir ve bu enerjiyi yaymaya başlarız. Çevremize söylediklerimizle, kullandığımız beden dilimizle bunu hissettiririz. Her düşüncemizle ve tekrarla bilinçaltımıza da bunu yükleriz. Bilinçaltı bunu gerçek olarak algıladığı için siz de öyle olmaya başlarsınız.

8. Bilinçaltı düzeyde yaptığım çalışmalarda kişinin kendisini dışarıdan gözlemlemesini sağlarım. Bu şekilde kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarının olaylara etkisini fark eder. Bundan sonrası için kendisine sevebileceği yeni düşünce ve inançlar yükleriz.
İlişki sorunları yaşayan bir kişiyle yaptığımız çalışmada; kişi ilgiyi, sevgiyi hep dışarıdan beklemiş olduğunu ve kendisini yeterince sevmemiş olduğunu fark etti. Bundan sonrası için, kendisini sevmeye yönelik yaptığı çalışmalarla dışarıya verdiği enerjiyi de değiştirmeyi başardı.
Geçmişte yaşadıklarımızı dışarıdan tarafsız bir gözlemci olarak izleme imkanımız olduğunda olaya ve kendimize daha farklı bir açıdan bakabiliriz.
Bir olay bizim başımıza geldiyse bunun nedenini sorgularken önce kendimize bakıp, tarafsız bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendimizi değiştirmek istiyorsak öncelikle farkında olmamız önemli. Bir kişi kendisini taraf tutmadan gözlemlerse neyi neden yaptığının ve yaşadıklarının farkında olur ve dünyasını değiştirebilir.

Kaynak: Gonca Kubatla Hayata Farklı Bak…

Her şey Sadece İlginç Bir Bakış Açısı

0

Her şey sadece ilginç bir bakış açısı olsaydı bu ne yaratırdı?

Bakış açısı değiştiğinde akışın da nasıl değiştiğine çok kez şahit olduk.

Peki nasıl bakış açımızı değiştirebiliriz?

1. Biri sahneye çıkar, tutkuyla sunumunu yapar ve çok güzel bir performans sergiler, izleyiciler hayran bir şekilde onu dinler ve içtenlikle alkışlar. Başka biri sahneye çıkar, bir an evvel işim bitse de, gitsem diye aklından geçer. İzleyiciler de söyledikleri bitse de bir sonraki gelse diye düşünmeye başlar.
Diyelim bir çocuğunuz var, onu izliyorsunuz ve içinizden, şimdi, önündeki su birikintisine basıp üstünü başını kirletecek diye geçiriyorsunuz ve tam da aklınızdan geçtiği gibi oluyor. Gözlemci gözlemlediğini etkiler.
Gözlemcinin etkisi atom altı deneylerde araştırılıyor. Fotonlar (atomaltı parçacıkları) tek tek tespit edilmeye çalışılıyor; foton nasıl oluyor da bazen dalga bazen parçacık şeklinde hareket ediyor, onu gözlemlemeye başlıyorlar. Atomaltı düzeyde gerçekleşenin, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda oluştuğu görülüyor. Eğer gözlem altındaysa, foton parçacık gibi davranıyor; eğer onu gözlemleyen bir şey yoksa bir dalga gibi davranıyor. Bu durumun, maddenin temel yapı taşını oluşturan diğer elektronlar, atom çekirdeğinin proton ve nötron gibi diğer alt parçacıkları için de geçerli olduğu deneylerle kanıtlanıyor.
İnsan da atomdan meydana geldiği için duygu ve düşünceleri ile olasılıkları etkiler. Şu an yaşadıklarımız da bilincimiz ve bilinçaltımızın açığa çıkışıdır.
Hayat da bizim bakışımıza göre şekillenmektedir.

2. Bir film izliyorsunuz. O kadar etkilendiniz ki, filmdeki kahraman ağlıyor ve sizin de gözleriniz doluyor. Sanki o duyguyu siz yaşıyorsunuz. Bu esnada ayna nöronlar devreye giriyor. Beynimizin arka üst kısmında bulunan bu nöronlar bir bakıma ayna gibi karşıdaki hareketi kopyalar. Karşısındaki tarafından yapılan hareketi gören kişinin her defasında o hareketle ateşlenen nöronları premotor korteksinde aktive olmaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız duyumlar, elektriksel sinyallere dönüşerek beyne yani nöronlara aktarılır.
Ayna nöronlar devreye girdiği için esneyen birini görünce esneme, gülen birini görünce gülme olasılığınız yüksektir. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken harekete geçen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde hareketlendiği tespit edilmiş.
Karşınızdakine kızgınlıkla bağırıyorsunuz, o da kaçıyor yada asi davranışlara giriyor. Bir diğer seçenek, olayı sakince analiz edip, çözüm yolunu araştırıyorsunuz.
Karşınızdakini bakışınızla, duruşunuzla etkileme gücüne sahipsiniz. Bakışınızı değiştirip, akışı da bu şekilde değiştirebilirsiniz.

3. Sürekli kaybetme ve aldatılma korkuları yaşayan kişilerin korktuklarının başına geldiğini fark etmişsinizdir. Diğer tarafta bolluk bereket içerisinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanları görürsünüz. Hangi enerjide kalırsanız ona uygun durumlarla karşılaşırsınız.
Her şeyin kendine özel bir titreşime sahip olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Hangi titreşim frekansındaysak ona göre kişileri ve olayları hayatımıza çekiyoruz.
Neyi hayatımıza çekmek istiyorsak uyduların frekans ayarı gibi görmek istediğimize uygun bir duruma geçmemiz gerekiyor.
Duygu, düşünce ve inançlarınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişeceğinden farklı olay ve kişilerle rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız her şey bir rezonans alanı oluşturur.

4. İki kişi var, ikisi de iflas ediyor. Biri sürekli kendisine acıma duygusunda ve kurban psikolojinde (şartlar böyleydi, şöyleydi diye etrafına dert yanıyor.) Diğeri, hata gibi görünse de dersimi aldım diyerek yoluna devam ediyor ve bu sefer öğrendikleriyle yeniden deneyebiliyor. Biri yenilgi derken, diğeri öğrendim diyor.
İkisini birbirinden ayıran bakış açıları.
Bizim nasıl hissettiğimizi ve ne yaptığımızı belirleyen, başımıza gelen olaylardan ziyade, hayatı nasıl değerlendirdiğimiz ve yorumladığımızdır. Bir olaya verdiğimiz anlam, kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilerken, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler kaderimizi oluşturacaktır.

5. Birisine kızdığınız bir anı düşünün. Kızgınlık duygusunun, konuşmanızı, hareketlerinizi, hislerinizi ve o anki yaşadıklarınızı nasıl etkilediğini fark edin. Bunu gerçekten anladığınızda sizi etkileyenin karşınızdaki değil sizin düşünce ve hisleriniz olduğunun ayırdına varırsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi anladığınızda iç huzurunuzu ele alırsanız.
Hayata bakışınızı sorularımız ve odağımız belirler.
Bir sorunla karşılaştığımızda neden bu oldu diye mi soruyorsunuz yoksa bunun etkisini nasıl daha iyi bir hale getirebilirim diye mi soruyorsunuz? Sorduğunuz sorular odağınızı ve hislerinizi etkiler. İyi hissettiğinizde enerjiniz ve hayata bakışınız değişir. Hayattaki diğer olasılıkları görmeye başlarsınız.

6. Zaman zaman başkalarını yargılayıp, kızdığınız olmuştur. Ne ayıp, şuna bak, neler yapıyor demişsinizdir. Bilemezsiniz, hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşmıştır ve bu yollara girmiştir. Evlilik dışı bir ilişkiyi kınayan birinin, hiç beklemediği bir anda öyle bir ilişki içinde kendini bulduğu çok görülen bir vakadır.
Karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durum, tamamen ona özeldir; yaşadıkları onun kendinden kendine imtihanıdır. Biz onu kınayıp, yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendimize çekmeye başlarız ve benzer durumlara maruz kalırız.

7. İki çalışan var. Bu çalışanlardan birine, patron oldukça saygılı davranıyor, diğerine bağırıp çağırıyor. Neden diye bakıp kişileri analiz ettiğimizde biri son derece kendisine güvenen, işini iyi yapan ve çevresine bu enerjiyi yayan biri. Diğeri tedirgin, acaba yapabilir miyim, olur mu kaygısında çalışıyor.
Biz bir şey düşündüğümüzde beyinde bazı hücre gurupları elektriklenir ve bu enerjiyi yaymaya başlarız. Çevremize söylediklerimizle, kullandığımız beden dilimizle bunu hissettiririz. Her düşüncemizle ve tekrarla bilinçaltımıza da bunu yükleriz. Bilinçaltı bunu gerçek olarak algıladığı için siz de öyle olmaya başlarsınız.

8. Bilinçaltı düzeyde yaptığım çalışmalarda kişinin kendisini dışarıdan gözlemlemesini sağlarım. Bu şekilde kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarının olaylara etkisini fark eder. Bundan sonrası için kendisine sevebileceği yeni düşünce ve inançlar yükleriz.
İlişki sorunları yaşayan bir kişiyle yaptığımız çalışmada; kişi ilgiyi, sevgiyi hep dışarıdan beklemiş olduğunu ve kendisini yeterince sevmemiş olduğunu fark etti. Bundan sonrası için, kendisini sevmeye yönelik yaptığı çalışmalarla dışarıya verdiği enerjiyi de değiştirmeyi başardı.

Geçmişte yaşadıklarımızı dışarıdan tarafsız bir gözlemci olarak izleme imkanımız olduğunda olaya ve kendimize daha farklı bir açıdan bakabiliriz.

Bir olay bizim başımıza geldiyse bunun nedenini sorgularken önce kendimize bakıp, tarafsız bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendimizi değiştirmek istiyorsak öncelikle farkında olmamız önemli. Bir kişi kendisini taraf tutmadan gözlemlerse neyi neden yaptığının ve yaşadıklarının farkında olur ve dünyasını değiştirebilir

Kaynak: Gonca Kubatla Hayata Farklı Bak…

Bu Hayatta Sizi Harekete Geçiren Şey Ne? Karakter Testi

0

1) Soru: Sokakta yürürken bir arabanın sizi takip ettiği izlenimine kapıldınız…

a) Durur yanınıza gelmesini bekler ve aniden “Bir şey mi var?” gibisinden bir şey söylersiniz.
b) Yavaşlarsınız tam hizanıza geldiğinde ters yöne doğru yürümeye başlarsınız.
c) Göstere göstere cep telefonunuzu tuşlar ardından yürümeye devam edersiniz.
d) Bir dönemeçe yaklaşırken aniden koşmaya başlar ve saparsınız. Ardından bir mağazaya girersiniz.

2) Soru: İşten bir an önce çıkıp en sevdiğiniz diziyi seyretmek üzere televizyonun karşısına geçmek istiyorsunuz. Yolda arkadaşlarınız aradı sizi bulundukları yere davet ettiler…

a) “Olmaz” dersiniz.
b) Eğer buluşmak istiyorsanız gidersiniz.
c) Mutlaka gidersiniz.
d) Diziden sonra gideceğinizi söylersiniz.

3) Soru: En sevdiğiniz diziyi seyrederken kapı çaldı samimi bir arkadaşınız gönül yarası yüzünden gözyaşları içinde karşınıza dikildi.

a) Onu dinleyip teselli ederken bir yandan da diziyi izlersiniz.
b) Kendinizi tamamıyla onu dinlemeye teselli etmeye adarsınız
c) Onu dinleyip teselli ederken öce aklınız dizide kalır beş dakikada sonra ise diziyi unutursunuz.
d) Sıcak bir duşun iyi geleceğini söyleterek onu banyoya gönderirir

4) Soru: Eşiniz evlenme yıldönümüzde size çok ucuz/basit bir hediye aldı…

a) Bana bunu mu layık gördü diye düşünürsünüz.
b) Ne? Bugün evlilik yıldönümümüz mü? derdiniz…
c) Siz pırlanta yüzük bekliyordunuz.
d) Önemli olan düşünmüş olması…

5) Soru: Sabaha karşı dörtte kapınız çaldı…

a) Mutlaka kötü uğursuz bir şeydir diye düşünürsünüz. Çünkü hiçbir arkadaşınız telefon etmeden size gelmez.
b) Yanlış çalmışlardır.
c) Mutlaka arkadaşlarınızdan birisidir.
d) İrkilirsiniz ama pozitif düşünmeye çalışırsınız.

6) Soru: Kuzeninizin çocuğu “Bana masal anlat” diye tutturdu. Ne anlatırsınız?

a) Alice Harikalar Diyarında.
b) Cinderella.
c) Pamuk Prenses.
d) Rapunzel.

7) Soru: Arkadaşlarınızla her zamanki kafede buluşacaksınız. Arkadaşlarınız sizden önce gelmiş bir masadaki tartışmayı izliyorlar. Konuyu öğrendiğinizde “Keşke başından beri burada olsaydım” dediniz. Ne olabilir?

a) Küresel ısınma.
b) Leonardo Da Vinci.
c) Astroloji.
d) Hollywood ünlüleri.

8) Soru: Patronunuzun karısı ile aranızda feci bir iticilik dalgası hükmediyor. Patron tatildelerken karısının finosuna bakmanızı rica etti…

a) Kabul etmezsiniz. Bir aksilik olduğunda patronunuzun karısı köpeğinin tek kılı için bütün saçlarınız yolmaya hazır.
b) Kabul edersiniz. Evde köpek iyidir. Misafirse daha da iyidir! Eğleneceğiniz kesin.
c) Kabul edersiniz. Köpeğe patronunuzun karısının adıyla hitap edecek komik numaralar öğreteceksiniz.
d) Evde kedilerinizin olması gerekçesiyle köpeği alamayacağınızı söylersiniz.

DEĞERLENDİRME

A’lar çoğunluktaysa

KONTROL: 
Sizi durup dururken dürten yakanızı bırakmayan; adeta temel niteliğindeki dürtünüz kontrol etme dürtüsü. Her şey kontrolunuz altında olmalı. Yamuklar düzeltilmeli dağınıklıklar düzenlenmeli sıfır hata olmalı! Gerekirse insanlar da hizaya getirilmeli!

B’ler çoğunluktaysa

UYUM VE DENGE: Sizi temelde dürten şey sükunet ve huzura açılan kapı olarak uyumu sağlamak. Bu yolda sorunları çözmek ve insanlar arasında dengeli bir ortam yaratmakta üstünüze yok. Ölçülülük ve sağduyu abidesisiniz.

C’ler çoğunluktaysa

HAFİFLİK: Sizin temel dürtünüz; bir yetişkinin hayatının ağırlığından olabildiğince hafilemeyi sağlamak; kısacası hafifliğe kaçmak. Bunun için mizaha ve içinizde bir türlü büyümeyen çocuğun coşkusuna bırakıyorsunuz kendinizi.

D’ler çoğunluktaysa

KAZANIM: Sizin temel dürtünüz bir şeyler elde etmek. Hayatın sunabileceği hiçbir fırsatı kaçırmamakta ve dört ayak üstüne düşmekte üstünüze yok. Elde etme ve ele geçirme arzusu neredeyse yaşam enerjinizin kaynağı.

Burçlara Göre Kadınlar – Komik

0

Sevgili kadınlar hayatınız boyunca iki kelime etmek istemediğiniz bazı hem cinslerinizle mucizevi bir soru sayesinde saatlerce konuşabilirsiniz. “Burcun Ne???” Kadınlar birbirine bu sihirli kelimeyi söylediği anda o sohbet akmaz, adeta çağlar…

Bugün sizlere (özellikle erkeklere) kadınların burçları hakkında bazı hayati bilgiler vereceğim. Sonra da çıkarın kalem, kağıtlarınızı sözlü yapacağım.

Koç Kadını: Çok bilirler, yok yok tam olmadı, herşeyi onlar bilirler.”Yardımcı olur musun”cümlesi koçun yazılımında yoktur. Koç kadını Survivor Taner gibi her maceraya tek başına dalar. Baskın karakterlidir, erkeğe sözünü geçirmek ister ama sözünü geçirdiği erkeğe de saygı duymaz. Uzaklara gitmek ister, gitti mi de fazla açılmışız diye dönmek ister. İnsanın; -Ablacım ne istiyosun Allahınsen, diyesi gelir koça. Dedikodu yapamaz, kopya çekemez, hız limiti 75 se 60 la gider, kurallara bağlıdır, yalana ve disiplinsizliğe toleransı sıfırdır, bir de söz verip yapmadınız mı terlikle kovalar vallahi. Spiritüel aleme meraklıdır, gönül rahatlığıyla yanlarında ruh çağırıbilirsiniz, içlerinde bir tavernacı yaşar, sabaha kadar birlikte eğlenebilirsiniz.

Boğa Kadını: Vee karşınızda aforizma tanrıçası, dolaylı anlatım kraliçesi boğa. Ya arkadaş bir kere de doğrudan seni seviyorum, sana çok bozuğum filan desene, varsa yoksa alıntı. Boğa kadınına; “Hayatım nereye gidiyosun?” diye sorsanız. -Nereye gideceğini bilen için tüm dünya kenara çekilir. diye cevap verir. Yahu eltime gidiyorum desene, net olsana gözünü sevdiğim. Duygusal anlamda kendini net ifade edemese de, iş hayatında ne istediğini bilen ender burçlardandır boğa. Kafasına koyduğu herşeyi yapar, yeter ki istesin ama aşık oldu mu bütün planları şaşar, hemen ev terliklerini, alt aşortmanını giyip dolma sarmaya başlar. Fakaaat, verdiği değeri sizden göremiyorsa Uçan Adam Sabri gibi Alllaaaah diye kaçın, çünkü tersi boktur caarrt diye bırakır sizi.

İkizler Kadını: İki değil 10 kadın yaşar içinde, en tekinsiz burçtur, gülüp eğlenirken Medyum Memiş gibi zumzuğu ağzınıza çakabilir. Gönlünü hoş tutan erkekleri bünyesi reddeder, onu kanırtan, sinir hastası eden adamlara aşık olur. Konuşkan ve eğlencelidir, seyahate bayılır. İkizler kadınıyla yemeğe giderseniz 3 saatten önce yemeğinizin gelmemesi garantidir. -Tavuk var mı var, -makarna var mı var -ben lüfer aliym o zaman, diye sipariş verir. Bir mekanda bir yemek geri gönderiliyorsa arkasındaki kadın muhakkak ikizler burcudur. Yaşını göstermeyen narin ve zarif bir yapıları vardır, en geç yaşlanan burç ikizlerdir. Herkese şarladıkları, içlerinde bişey tutmadıkları için yaşlanmamaları doğaldır. Ohh iyi yapıyolar valla biz tuttuk da noolduu ayynen devam.

Yengeç Kadını: Güçlü görünmeye çalışıp bunu başaramayan tek burçtur. Bir yengeçle sohbet ederken bir şeylerin ılık ılık aktığını hissedersiniz, evet evet akan beyninizdir. İlişkiler hakkında hiç durmadan 72 saat konuşabilirler. Sizi asla dinlemeyip, en iyi dinliyor taklidi yapan burçtur. Siz ne anlatırsanız anlatın kafasında tavşanlar zıplar. Kazara arayıp, yarın dünyanın sonu geliyomuş deseniz, demek o yüzden benden ayrıldı yoksa bana hayatta kıyamaz olur yorumu. Yengeç için kainattaki herşey kendisi ve sevgilisi ile ilgilidir. Tam bir sabah insanıdır yengeç, sabah 5 de bile kalksa mutlu ve neşeli uyanır. Samimi ve komiktir, insan 1 gün bile görmezse özler yengeci, duygusallığını zekası ve fırlamalığıyla kapatır. Çok eleştiriye ve ihmal edilmeye gelemez aman.

Aslan Kadını: Mor dağların prensesi gibi salınır etrafta. Göz süze süze ağzını büze büze konuşur. Lükse şaşaaya düşkündür, mümkün olsa totosunu dolarla avroyla siler. Arkadaşlarını aşırı sahiplenir, mazallah arkadaşının sevgilisini bir kızla görse, yemez içmez; “hayırdırrr canımm!” mesajıyla yetiştirir hemen. Pozitif bilimlerden hazzetmez, hangi bölümü bitirirse bitirsin, hep yanlış bölümde okuduğunu düşünür. Bıraksalar, bütün aslanlar ressam, müzisyen, reklamcı olur. Çok duyarlı ve akıllıdır ama sıkıntıya gelemez. Güvenilirdir, kesseler sırrınızı söylemez. Kendiyle o kadar meşguldür ki, dünya yanıyo deseniz koşarken hangi parfümü sıksam diye düşünür. Nerde olmaz bir adam var, git ara bul getir saçlarını yol getir psikozuyla sevgili seçer, sonra da sabırla adam olmasını bekler. En hızlı laf sokan burçtur, mermi manyağı yapar sizi dikkaat.

Başak Kadını: Gözünde hep bir melankoli vardır, tıpkı acıların kadını Bergen gibi. Huzursuzdur, rahatın en çabuk battığı burçtur. Çok belli etmese de dedikoduyu sever. Arkadaş canlısıdır. Sabırlıdır, taşı ortadan yaran bi sabrı vardır. Duygularını çok belli etmez, osuruğu kokmaz. Her zaman bir tarzı vardır, en olmadık kıyafetler başağa yakışır. Üniversitede ideal ev arakadaşıdır, titiz ve düzenlidir, tuvaleti cifler, banyoyu ovar, hayatta işten kaçmaz. Ön planda olmayı sevmeyen ender burçlardandır. Şeytan ayrıntıda değil başakta gizlidir. Detaycıdır, kurduğunuz cümleden cımbızla bir kelimeyi seçer, ondan alınacak bir anlam çıkarır, hiç zaman kaybetmeden küser, siz daha noolduğunu anlamadan arkasını dönüp gider. Küstürmeyin, huyuna gidin, düşünerek konuşun, nefesinizi tutarak cevap verin, hadi canım başınız ağrımasın.

Terazi Kadını: Rahibe Teressa ile Lady Gaga arasında bi yerdedir. Çok pis aşık olur, çok çabuk unutur. Ruh hali değişkendir, evlenip çocuk mu yapsa, albüm yapıp stadyum konserlerine mi çıksa karar veremez. Stratejiktir, insani ilişkileri kuvvetlidir. Bir günlük seyahate bile 4 bavulla gider. Terazi kadınının ruhunda fırtınalar bile kopsa suratındaki ifade hep Mona Lisa’dır. İsterse güzel yemek yapar ama isterse. Ev işine, yemeğe, ortodontiye eli yatkındır. Üşengeçtir, sevgililerini hep yakın çevresinden seçer, aşık oldu mu da kendinden geçer. Bir yerde belirsizlik varsa terazinin tansiyonu düşer. Tez canlıdır terazi, onun için herşey net olmalıdır. Aşık mısın, diil misin? Efendi misin, p*ç misin? Arkadaş mısın, sevgili misin? net ol net der. Bu burcun kadınına yapılacak en büyük iyilik onu oyalamamaktır. Çünkü oyalanırsa sizi kabak gibi oyar.

Akrep Kadını: Ne okursa okusun, sonunda hep bildiğini okur. Havalıdır, antin kuntine bayılır. Artizdir, herkesle samimi olmaz, Etme çocukla sohbet küstürürsün, silme götünü camla kestirirsin’dir hayat mottosu. Evin Ana gibi anaçtır. Hastaya şifa, dertliye deva, açlara çorba dağıtır. Bi kendine hayrı yoktur. Habire kendini eleştirir. Haset değildir ama kıskançtır. Favori içeceği diet coladır. Bazen siyah, bazen beyaz ister ama herşeyi tutkuyla ister. Uçlarda yaşar, bazen o kadar uçlarda yaşar ki telefonu çekmez. Kafası attı mı atarlanır, o anaç toprak ana birden alayına isyan inadına Bayhan’a dönüşür. O yüzden kızdırmamaya gayret edin. Bir de psişiktir ki owww, daha fikir senin aklına düşmeden, anlar hinliğini cinliğini gözünden. Parasının hesabını bilir, genellikle tek başına gezer, yalanınızı yakalarsa kafanızı tombi gibi ezer.

Yay Kadını: Allah’ın sopası yoktur, yay burcu kadını vardır. Güvenini kıranı, hevesini kaçıranı affetmez, yıl sonu elinde koçan biriken trafik polisi gibi yapıştırır cezayı. Mağrurdur burnu düşse acaba ne düştü diye eğilip bakmaz. Her şeyi analiz eder, “sen aslında öyle dedin ama başka birşey demek istedin” diye cümleye başladı mı kaçın. Sevdiği adamı mutluluktan havalara uçurur ama adam dengesizlik yaparsa tutmayı unutur. Hiçbir zaman çok zengin olamaz, ayda 1 trilyon da kazansa ay sonuna kadar saça saça bitirir. Ruh hali değişkendir, Walt Disney’den Murat Kekilli’ye dönüşebilir bir anda. Öğrenmeyi sever. Hep bir şeylere başlar; spora, latin dansına, diyete, güreşe ama sonunu getiremez. En başarılı olduğu alan işidir, kahkaha attığı zaman da baya dişidir. Yay burcu kadını vefalıdır kolay kolay kimseyi harcamaz, aptal yerine kondumu da adamın götünü keser acımaz.

Oğlak Kadını: İçinde bir Güngör Bayrak yaşar, york düşesi, buckingham kontesidir adeta. Temkinli ve kuşkucudur, siz birşey anlatırken gözlerini kısarak bakmasının sebebi budur. Oğlak kadını asildir ölçülüdür, senin benim gibi ağzından salya saçarak gülmez, insan gibi güler ve hemen toparlanır. İş hayatında dikkatlidir, kolay kolay yanlış yapmaz. Herkesle samimi olmaz, çabuk ısınıp, soğumaz ama hayatına aldığı insanları da yarı yolda bırakmaz. Bu burcun insanı genç yaşlarda kimlik bunalımına girer, sonra çıkar. Bazen insana cinnet geçirtecek kadar gerçekçidir. 10 yıl sonra seninle Toskanada ki bağımızda şarap yudumlıycaz deseniz, önce Beylikdüzündeki evin taksidini bitir de sonra içeriz şarabı diyip, tokadı çarpar. VII. Henry’nin torunu olduğu için, sinirlenince salon kadını çizgisini bozmaz, sümüğünü çeke çeke bi kenarda ağlar. Cahille sohbeti en hızlı kesen burçtur, ağlatmayın, gebertirim.

Kova Kadını: Dedikoduya bayılır gıybeti içine sokup mıncırır. İçinde hep bir dahi yaşadığını düşünür ama tarihte bir icadına rastlanmamıştır. Zekasına aşıktır, egosu yüksektir. Bu tatlı egosunun yanında bir de mütevazı olsaymış tam süper olurmuş ama olamamış kısmet. Arkadaşlarını çok sever, ne sevmesi delirir, aklını çıldırır arkadaş diye. Bağlılık sever, bağımlılıktan tiksinir. İlişkilerde erkek gibidir, yönetir, kontrol eder, müdahele eder, az daha sıksa p..pisi çıkacaktır. Düğün dansını bile erkeğin yönetmesine izin vermez, illa domine edecek. Kültürlüdür ama fazla bilgi kalbe zarar diye; müzeden çıkıp kermese, Verdi’nin operasından, Ferdi Tayfur konserine gidebilir. Magazine aşinadır, bıraksalar, 2. Sayfa programını rahatlıkla sunabilir. İnanılmaz komik ve pratiktir. Üşenmese dünyayı ele geçirir ama yatarken makyajını silmeye üşenen insan dünyayı mı ele geçirecek Allahınsen:)

Balık Kadını: İbrahim Tatlıses gibi çabuk ağlar, neye ağladığını asla bilemezsiniz. Pencere buğulansa duygulanıp ağlayabilir. Dünyada sadece kendisinin anlayabileceği esprileri vardır. Her ilişkisine, son ilişkisiymiş gibi başlar, kendini inandırır, ayrılınca da aman boşver ya zaten şizofrendi der geçer. Hayalperesttir, ama romantik salya aşık değildir, sevgilisi şiir okurken dayanamayıp adamın ağzına gülebilir. Küçük şeylerden mutlu olsa da, ota boka morali bozulabilir. Bu kadar duygusal olmasına rağmen, zorluklar karşısında inanılmaz güçlüdür. İdeal mesleği kadılıktır, asla hak yemez, estetiğe düşkündür üzerinde tarçın yoksa sahlep bile içmez. Sonda söylenecek şeyi başta söylediği için her kavgada haksız duruma düşer, sonra da bütün dünya bana karşı diye ağlaya ağlaya gözleri şişer. Geneli iyi yemek yapar, ideal eş ve anne adayıdır. Bünyeleri görücü usulü ile evlenmeye yatkındır.

Bu yazı ve “Erkekler ve Burçları” yazıları  ayseninbavulu.blogspot.com a aittir…

Access Consciousness Soruları

0

Hayatımızdaki her şeyi değiştirmek ve hayallerimizin ötesinde olasılıklar yaratmak için kullanabileceğimiz 2000den fazla Access Consciousness Soruları / Araçları mevcut. Access Consciousness soruları, araçları ve uygulamaları hem dinamik hem de pratiktir. Bu sorular, araçlar ve uygulamalar sayesinde hayatımızda hızlı bir değişim sağlayıp çok daha fazla olasılığı hayatımıza çeker ve bize katkı sağlayacak birçok seçenek yaratabiliriz.

“Access Consciousness nedir?” diye merak ettiyseniz ve bilmiyorsanız tıklayın lütfenhttp://www.kuzeytanker.com/access-consciousness-the-bars/ 

Ya daima sonuçlandırma yapmak yerine soru soruyor olsaydık bu nasıl olurdu? Yargısız bir şekilde… Mesela ya hiçbir şey doğru ve hiçbir şey yanlış değilse, hangi seçimlerimiz olurdu?

Bir cevap vermemiz gerekmez. Sadece soru sormayı akıl edebilecek kadar akıllı olmamız yeterlidir. Eğer sorduğumuz sorulara yanıt verirsek olasılıklar havuzundan çıkıp sonuçlandırma yapmış oluruz ve diğer olasılık seçeneklerini görmemizi engelleriz. Soruları sorarken cevap almak için sormamalıyız. Soru bizlere çoklu seçenekler sunacak farkındalığı sağlamakla ilgilidir. Mesela “Her şey iyi sonuçlanacak!” dediğimizde sonuçlandırma yapmış oluruz ve bu bir farkındalık mıdır? Hayır, farkındalık değildir. Bu soruyu “Bu nasıl sonuçlanacak çok merak ediyorum.” şekliyle bütün olasılıkların farkında olmamızı güçlendirecek şekilde olmalıdır.

Ne kadar çok sorarsak o kadar olasılığı hayatımıza çekeriz ve olasılıkların farkında oluruz. Farkındalıklarımız bize seçenek vermez, seçimlerimiz bize daima farkındalık yaratır. Hayat olasılıklardan oluşan seçim oyunudur. Seçeriz, sevmezsek başka bir şey seçeriz. Farkındalığımız gelişir, daha iyisini seçeriz.

Ya nasıl “yararlanacağımızı” çözmeye çalışmak yerine sadece seçim yapabilseydi bu nasıl olurdu?

Burada kilit nokta seçmektir! Her ne ise seçmeliyiz. Sonra seçtiğimizin ne yarattığının farkında olmalıyız. Seçmeye de devam etmeliyiz!

Sormanız gereken harika soru şudur, “Burada hiç göz önüne dahi almadığım hangi seçeneklere sahibim?”

Access Consciousness The Bars Eğitimi ya da Bireysel Bars Seansı almak için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

Bundan daha iyi nasıl olur?

Zor Durumlarla Başa Çıkma Yöntemleri

0

“Zor durumda kaldığımızda ya da ne yapacağımızı bilemediğimizde bu durumla nasıl başa çıkabileceğimizi bilemeyebiliriz. Brian Tracy “DÖNÜM NOKTASI” ile zor durumlarla başa çıkma yöntemlerini çok güzel maddelemiş ve bu maddeler bakalım kimlere katkı olacak…. Sevgiyle kalın!” Kuzey Tanker

1.SAKİN OLUN: Derin bir nefes alın; gergin ya da sinirli olmaktan kaçının. Sorular sorarak, dikkatli dinleyerek ve sadece olası çözümlere kafa yorarak, duygusal patlama sınırınızı aşağıya çekin.

A. Kontrolünüzü hemen ele alın. Eğer zihinsel ve duygusal kontrolünüzü anında ve bilinçli olarak ele almazsanız, otomatik olarak kavga et ya da kaç tepkisine yönelirsiniz.

B. Derin bir nefes alın. Bu, zihninizin sakinleşmesine yardım eder. Olumsuz cevap verme doğal eğiliminden kaçınılmalıdır.

C. En büyük iki düşmanı tanıyın. Reddedilme ve başarısızlık korkusu asabiyete, depresyona ve kilitlenmeye yol açabilir. Krize nasıl cevap vereceğiniz, hayati öneme haizdir.

D. İçsel diyaloğunuz duygularınızı belirler. Duygularınızın yüze doksan beşi, etrafınızda olup biteni nasıl yorumladığınıza göre belirlenir.

E. Tepki göstermeden önce sorunu inceleyin. Sizin işiniz, olası çözümleri bulmaktır. Bu da olup biteni tam olarak anlamakla mümkündür. Durum her açıdan değerlendirilmelidir.

F. Değerli sonuçların peşinden koşun. Her problem kendi içinde daha büyük fayda ve avantajların tohumunu taşır. İyi olanı aramak ve değerli sonuçların peşinden koşmak, sakin, olumlu ve iyimser kalmanızı sağlar.

2.YETENEKLERİNİZE GÜVENİN: Geçmişte her türden güçlüğün başarıyla üstesinden geldiğinizi unutmayın ve mevcut problemi de çözebileceğinizi bilin. Olası en kötü sonucu belirleyin ve bunun olmamasını garantileyin.

A. Yapabilirsiniz. Negatif duygularınızı kendinize “Yapabilirim!” diyerek yok edebilirsiniz.

B. Endişe kovma formülü:

a. Durun ve olası en kötü sonucu belirleyin.

b. En kötüsü olma durumuna hazırlıklı olun.

c. En kötüsünün olması durumunda ne yapacağınızı belirleyin.

d. Olası en kötü sonuç hakkında hemen kendinizi geliştirmeye başlayın.

e. Endişenin panzehiri. Güçlüğü aşmak ve soruna müdahale edebilmek için ne şekilde olursa olsun eyleme geçmeye karar vermelisiniz. Yenilgiler ve sorunlar kişisel olarak ele alınmalıdır.

3.İLERLEMEYE CESARET EDİN: Gerileme ve yenilikler, kavga et ya da kaç tepkisini körükleyerek, genellikle sizi bir kilitlenme durumuna sürükler. Bu tür duygulara sürüklenmek yerine, sorunu düzeltmek için gerekli adımlar üzerinde düşünün.

A. Herkes korkar. Dönüm noktalarında, şirketinizin ve çalışanlarınızın iyi bir durumda hayatta kalmalarını garantilemek amacıyla yapmanız gerekenleri, tercihleri ve kararları doğru belirleyebilmek için korkunuza egemen olmalısınız.

B. Korktuğunuz şeyi yapın. Cesaretinizi geliştirmek, korkularınızla yüzleşmekle ve en çok korktuğunuz şeyleri yapmakla olur. Cesaret, cesur olanları izler.

C. Kriz moduna geçin. İşiniz başarısızlığın eşiğindeymiş gibi davranmalısınız. Çabuk eylem, hayati öneme haizdir.

D. Cesaretin iki türü:

a. Adım atın. Başarının hiçbir garantisi olmasa bile başlamak zorunludur.

b. Tahammüllü olun. Bu, hayal kırıklığı ve geçici başarısızlıklarla yüzleşme yeteneğidir.

4.GERÇEKLERİ BİLİN: Olaylar genellikle ilk göründükleri kadar kötü değildir. Bir karar almadan önce tam olarak ne olduğunu anlamak için zaman harcayın.

A. Olgular yalan söylemez. Dönüm noktalarıyla karşı karşıya kalındığında, doğru kararlar ancak durumu çevreleyen gerçek olguların doğru bir analiziyle alınabilir.

B. Doğru soruları sorun. Bu, gerçek olguları bulmanıza yardım eder. Ayrıca soru sorma sanatı sizi sakin kılar, cesaret ve güveninizi artırır, kendinizi daha güçlü hissetmenizi ve karar verirken daha güvenli olmanızı sağlar.

C. Daha fazla berraklık için daha derine inin. Olguları algılamaya, durumu anlamaya ve atabileceğiniz özgün adımları belirlemeye odaklanın. Şunları sorun:

a. Bu durumla ilgili varsayımlarımız nelerdi?

b. Ya varsayımlarımız yanlış idi ise?

c. Eğer temel varsayımlarımızdan biri yanlış isi ise, bu ne anlama gelecektir?

d. Farklı olarak ne yapmalıydık?

e. Karşılıklı ilişki ve nedensellik. İki olay aynı anda ya da ardışık olarak gerçekleşse bile, bu durum iki olayın ilişkili olduğu anlamına gelmez. Nelerin yapılacağına ya da yapılmayacağına karar vermeden önce sorular sorumalısınız.

5.KONTROLÜ ELE ALIN: Sorunla ya da krizle etkin olarak uğraşmak için yüzde yüz sorumluluk alın. Mazeret göstermeyin ya da kimseyi suçlamayın. Zaten değiştiremeyeceğiniz geçmişe takılıp kalmayın. Bunun yerine gelecekte neler yapılabileceğine odaklarının.

A. Bir seneklik uzmanı olun. Bu, bir şirketi kurtarmak üzere gönderilmiş kişidir. Örgütlenmenin tamamının kontrolünü ele alır, bütün olguları kavrar ve gerekli olanı yapmak için cesurca hatta acımasıza davranır.

B. %100 sorumluluk alın. Liderler sorumluluk ve görev üstlenir. Hiçbir şey için hiç kimseyi suçlamamalısınız.

C. Acının beş aşamasıyla yüzleşin. Bunlar inkar, öfke, suçlama, depresyon ve kabuldür. Bu doğal aşamaları anlamak kendinizi hızla toparlamanızı, kontrolü ele almanızı ve çözümler geliştirmenizi mümkün kılar.

D. Ne kadar hızlı düzeliyorsunuz? Dönüm noktalarında sizin işiniz, yeni meydan okumalar geliştirmek, hasarı minimize etmek ve şirkete geleceğe doğru liderlik etmektir. Suçlamadan daha çok eyleme odaklanın.

E. Herkes hata yapar. En iyiler bile hata yapar. Bu durum ortaya çıktığında, hasar kontrolüne ve gelecekte ne yapılabileceğine odaklanın. Daha sonra işleri seyrine bırakın.

6.KAYIPLARINIZI AZALTIN: Dökülen süte ağlamayın. Sıfır temelli düşünme tarzını uygulayın ve şunu sorun: “Şimdi bildiklerimle tekrar başlasaydım, neleri tekrar yapmazdım?” ya da “Tekrar yapmam gerekse nasıl yapardım?” sorusunu sorgulayın. Korunamayacak bir durumdan kaçınmaya hazırlıklı olun.

A. Şu an ne bildiğinizi bilmek. Sıfır temelli düşünme tarzında, durmalı, geri çekilmeli ve işe bir yabancının bakabileceği gibi objektif bakmalısınız. Daha karlı alanlara ulaşmanızı engelleyen; kaynakları ve zamanı israf eden herhangi bir ürün ya da hizmetten vazgeçmeye hazırlıklı olun.

B. Her durumda sorulacak bir soru. Geçmişte öğrendiklerinizi unutmaksızın, karşılaşmak istemediğiniz bir durum tekrar karşınıza çıkarsa, bunu bertaraf etmeli ve durumdan hızla sıyrılabilmelisiniz. Bunu yapma konusundaki başarısızlık bütün işin çökmesine yol açabilir.

C. Caddeyi tekrar karşıya geçmek. Herhangi bir şeyin ya da birisinin küçümsenmesi, önemsenmemesi ya da elimine edilmesi gerekiyorsa, bu hiç düşünülmeden yapılmalıdır. Zor kararlar alma ya da kayıpları azaltma isteğiniz, nihai başarınızı ya da başarısızlığınızı belirleyebilir.

7.KRİZİ YÖNETİN: Bu sorumluluk konumundaki insanların, yetişkinlerin ve liderlerin hepsinin başına sürekli gelen “test zamanı”dır. Sorumluluk alın, bir plan yapın ve sorunu çözmekle uğraşın.

8.SÜREKLİ İLETİŞİM HALİNDE BULUNUN: Krizden etkilenen herkese gerçekte ne olup bittiğini anlatın. “Sürpriz yok” politikası izleyin. Şirketinizin içindeki ve dışındaki insanları bilgilendirin ve onlardan veri ve yardım isteyin.

A. Parasal sorunlarla hızlı ilgilenin. Dönüm noktalarına genellikle parasal sorunlar yol açar. Bu durumda, hızla kanamayı durdurmak ve etkilenen insanları rahatlatmak için hızlı davranmalısınız.

B. Kötü haber tez yayılır. Kötü haberleri, işinizdeki ya da mali yaşamınızdaki kritik insanların başkalarından duymasına izin vermeyin. Onlara ilk söyleyenin siz olduğunuza emin olun.

C. Bir liderlik stratejisi belirleyin. Şirketinizdeki kilit insanlarla bir arada olup sohbet etmek, başarı ve başarısızlık arasındaki fark anlamına gelebilir.

D. Mali konularda “sürpriz yok” politikasını uygulayın. Mali sorunların olduğu zamanlarda, bankanızı, tedarikçilerinizi ve alacaklılarınızı bilgilendirmek zorundasınız.

E. Dürüst ve samimi olun. Tedarikçilerinize ve satıcılarınıza karşı mali sorunlarınız konusunda samimi davranmanız oları rahatlatır ve size hareket alanı sağlar.

F. Cephede liderlik edin. Alacaklılarınızla konuşması gereken sizisiniz. Liderlik konumunuz açısından bu anahtar bir sorumluluktur. Nakit akışı,müşterinize ödemelerini zamanında yapmalarını talep etmenizle hızlanabilir.

G. Gerekiyorsa kaba olun. Eğer maili sorunlarınızın nedeni müşterilerinizin ödeme yapmamamsından kaynaklanıyorsa, tahsilatı kolaylaştırmak için onları kişisel olarak ziyaret etmelisiniz. Dava açmak son seçenek olmalıdır.

9.KENDİ KISITLAMALARINIZI BELİRLEYİN: Bu dönüm noktasından kurtulmanızı sağlayacak en önemli amacı ya da hedefi belirleyin ve bu amaca ulaşmanızda sizi yavaşlatabilecek sınırlayıcı faktörü oluşturan temel engelinizi tanımlayın.

A. Temel kısıtlamanızı tanımlayın. Kendinize “Neden hala amacıma ulaşamadım?” sorusunu sorun. Bu sorunun cevabını bilmek, sorunu yatıştırmak için gerekli adımları atmanızı sağlayacaktır.

B. Öncelikle içsel bir analiz yapın. Kısıtlamaların %80’inin şirket içinden kaynaklandığı bulunmuştur. Ana kısıtlama genellikle başarısızlık ya da reddedilme korkusudur.

C. Mazeretlerinizi sınayın. Mazeretlerinizin geçerli olup olmadığını anlamak için kendinize “Benim mazeretime sahip olduğu halde hala adım atan ve her halükarda başarılı olan başka kimse var mı?” sorusunu sorun.

D. Dışsal kısıtlamaları tanımlayın. Şirket dışındaki nedenlerden kaynaklı kısıtlamalar dahi tanımlanabilir ve bir şekilde bunlarla uğraşılabilir.

E. Ana kısıtlamayı belirledikten sonra bütün zihninizle bunu yok etmeye odaklanın.

10.YARATICINIZI ÖZGÜR BIRAKIN: Siz potansiyel bir dahisiniz; karşılaştığınız her sorunu çözebilirsiniz. Kağıt üzerinde düşünün. Sorununuzu açıkça tanımlayın, mümkün olduğu kadar çok çözüm geliştirin ve sonra eyleme geçin.

A. Sonuçları göz önüne alın. Bir eylemin değeri, onu yapmanın ya da yapmamanın sonuçları ölçülerek anlaşılabilir. Bu, sizin öncelikler koymanızı sağlar.

B. Yaratıcılığınız pratikle artar. Tıpkı bir kas gibi, yaratıcılık da kullandıkça güçlenir. Yaratıcılığın doğru tanımı ilerlemedir.

C. Düşüncenizi organize edin. Aklınızı organize bir tarzda kullanmanız potansiyel yaratıcılığınızın kilidini açacaktır. İşe, karşı karşıya bulunduğunuz gerçek sorunu anlamakla başlayın.

D. Doğru çözünü tanımlayın. Sorunu ne kadar çok farklı açıdan tanımlarsanız, o kadar daha iyi ve yaratıcı yollarla tanımlamış olursunuz. Sorunu ve çözümü doğru koymak, sorunun çözüm olasılığını kat kat artırır.

E. Sorununuzla ilgili olarak “beyin fırtınası” yapın. Ana amacınızı ya da sorununuzu ele alın, soru olarak bir kağıda yazın ve 20 farklı cevap geliştirin.

F. Hemen eyleme geçin. 20 cevabı ürettikten sonra en az birini seçin ve doğru biçimde eyleme geçin. Hızla eyleme geçmek yaratıcılığınızın akışını sağlayacaktır. Feedback ve hata düzeltme için gerekli teneffüsleri verin.

11.TEMEL SONUÇ ALANLARINA ODAKLANIN: Herhangi bir işte ya da şirkette beş ila yedi temel sonuç alanı vardır. Bunlar işinizde ya da mesleğinizde mutlaka ve pozitif bir tarzda sonuç almanız gereken konulardır. Sizin temel sonuç alanlarınız hangileridir? En zayıf yanlarınızı nasıl geliştirirsiniz?

A. Başarınız sınırlı sayıda birkaç faktöre bağlıdır. Aldığınız sonuçların %80’i yaptığınız şeylerin %20’sinden kaynaklanır. Kriz zamanlarında her alanın bu %20’lik kısmı hakkında açık bir fikre sahip olmak doğru odaklanmanızı sağlayacaktır.

B. Hangi noktalarda farklı ve daha iyisiniz. En büyük sorumluluklarınızdan biri, değişim alanınızı, rekabet üstünlüğünüzü hem belirlemek hem de geliştirmek, bundan sonra da bütün çabanızı bu alandaki satış ve pazarlama faaliyetlerine odaklamaktır. Bazen, basitçe en iyi olduğunuz alana yoğunlaşmak şirketiniz için en iyisini yapmak anlamına gelecektir.

C. Çekirdek noktanızı korumak. Tıpkı işgal altında bir şehir gibi dış surlardan iç duvarlara, oradan da kaleye, yani şehrin çekirdeğine adım adım geri çekilmek zorundasınız.

12.ÖNCELİKLERE KONSANTRE OLUN: 80/20 oranını her şeye uygulayın. Sonuçların %80’inin eylemlerin %20’sinden kaynaklandığını unutmayın. Eğer bunu – ve yalnızca siz- yapabilirseniz ve iyi yaparsanız, gerçekten bir fark doğacak mıdır? Her an, zamanınızın en değerli kullanım şeklini belirleyin ve bir seferde bir şeyi hemen ve iyi yapmaya odaklanın.

A. Kağıt üzerinde düşünün. Durumun kontrolünü ele almada, her şeyin yazılı olması mutlak bir hayati öneme sahiptir. Eyleme geçmeden önce, sorunu çözmek ve dönüm noktasını aşabilmek için yapmanız gerekenleri listeleyin. En basit ve doğrudan çözüm genellikle en iyisidir.

B. Bir liste yapın. Tamamlanması gereken işlerin günlük bir listesini yapmalısınız. En tepedeki yedi konu öncelik bakımından sıralanmalı ve örgütlenmeli ve bunları sırayla tamamlamaya odaklanmalısınız.

C. Öncelikler hiyerarşisine göre davranın. Çabalar öncelikle, hemen ilgilenildiğinde çözüme kavuşabilecek sorunlara odaklanmalıdır. Çözülmeyecek sorunlarla uğraşılmamalıdır.

13.KARŞI SALDIRI: Bir kez durumu değerlendirip, gerekli bilgileri toparlayıp, planlarınızı yaptığınızda artık saldırıya geçme zamanıdır. Sorunu çözmek için hemen hayata geçirebileceğiniz önlemler üzerinde ciddi olarak düşünün ve dönüm noktasını aşın. Komutayı ele alın.

A. Amacınız net olsun. Bu, Amaç İlkesi’dir. Amaçlarınız hakkında mükemmel düzeyde net olun. Planlar ve tasarılar net olarak tanımlanmalı ve bunları başarmak için doğru işleri yapan doğru insanlara sahip olunmalıdır.

B. Eylemde cesur olun. Bu, Saldırganlık İlkesi’dir. Karşılaştığınız güçlükleri göğüslemek ve sorunları çözmek için cesurca adım atmalısınız.

C. Kaynaklarınıza konsantre olun. Bu, Çokluk İlkesi’dir. En iyi insanlarınız, en büyük zaferin mümkün olduğu anlara yoğunlaşmalıdır.

D. Esnek olun. Bu, Manevra İlkesi’dir. Yeni bir şey denemelisiniz ve iş yaramazsa başka bir şey denemelisiniz. Esnek ve yaratıcı olun ve bütün seçeneklerinizi el altında tutun.

E. Ulaşılabilir tüm bilgileri toplayın. Bu, Zeka İlkesi’dir. Durum hakkında öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin. Daha iyi ve daha fazla bilgiye sahip oldukça, kararlarınız da daha etkin olacaktır.

F. Herkesin sizinle birlikte çalışmasını sağlayın. Bu, Konser Tarzı Eylem İlkesi’dir. Ekibinizdeki herkes ortak amaçlar, ortak değerler ve açıkça anlaşılmış iş görevleri etrafında birlikte çalışmalıdır.

G. Patron sizsiniz. Bu, Merkezi Yönetim İlkesi’dir. Dönüm noktası zamanlarında otoriteniz mutlak ve açıkça görülebilir olmalıdır. Tamamen başarıya adanmış olmalısınız.

14.NAKİT AKIŞI YARATIN: İşle ilgili ve kişisel birçok kriz, bir şekilde parayla ilgilidir. Nakit akışı, işletmede beyne giden kan gibidir. Sizin göreviniz tam olarak nakiti korumaya ve daha fazla nakit üretmeye odaklanmaktır. Bir nakit akışı sorununda hiçbir şeyin çözüme ulaşmanızı engellemesine izin vermeyin.

15.MÜŞTERİLERİNİZE ÖZEN GÖSTERİN: Bir işin amacı, girişimin hayatta kalması ve başarını garantilemek için yeterli müşterileri yaratmak ve muhafaza etmektir. İşiniz bir dönüm noktasına geldiğinde müşterilerinizin alımlara ve ödemelere devam etmelerini garantilemek için elinizden gelen bütün çabayı göstermelisiniz.

A. Müşteri daima haklıdır. Müşteriler hareket eden bir hedef gibidir. Müşterilere sunduklarınızı ve onlara yönelik faaliyetlerinizi, onları tatmin edebilmek için sürekli ayarlamalı ve modifiye etmelisiniz, aksi takdirde sizi terk edeceklerdir.

B. Müşteriler seçme hakkına sahiptir. Müşteriler sizden, başkasından satın alabilir ya da hiç almayabilir. Sizin amacınız insanların sizden almasını sağlamak ve daima sizden almasını sağlamak ve sizi arkadaşlarınıza tavsiye etmesini sağlamaktır. Müşterileriniz sizin avukatınız haline geldiğinde başarınız garantilenmiş demektir.

C. Temel ilkelere geri dönün. Eğer satışlarınız yavaşladıysa işle ilgili dört temel sonuç alanını analiz etmelisiniz. Uzmanlık ve farklılık alanlarınız hakkında mutlak bir netliğe sahip olmalısınız.

D. En iyi olasılıklara odaklanın. İdeal müşteri profilinizi tanımlamalı ve sizden satın almaya en yatkın müşterilere odaklanmalı ve yoğunlaşmalısınız

E. Daha fazla yüz yüze satış yapın. Zamanınızın %80’ini umut veren müşterilerle yüz yüze görüşmelere ayırın. Satışlar, gelir ve karlılık, potansiyel alıcılar için harcanan zamanı ikiye ya da üçe katlayarak artırılabilir.

F. Müşteri sorularını cevaplayın. Müşterinin her zaman sorabileceği iki soruyu cevaplamak sorundasınız: “Bu ürünü ya da hizmeti neden alayım ki?” ve “neden sizden alayım ki?” Bu sorular görüşmenin ilk otuz saniyesinden daha az bir sürede ya da ilk yirmi beş sözcükle cevaplanmalıdır. Müşteriler, ürününüzü ya da hizmetinizi hangi maliyet ve faydayla alabileceklerinin yanı sıra ne kadar hızlı edinebileceklerini ve ödedikleri ürün ya da hizmet için ne tür bir sigortaya sahip olduklarını bilmek isteyecektir.

G. Temel satış sorusunu sorun. Bu, “Satılacak olan tam olarak nedir, kime satılacaktır, kim tarafından nasıl satılacak, fiyatlandırılacak ve kim nasıl ödeyecektir; ve nasıl üretilecek, teslimat yapılacak ve servis verilecektir?” Genel bir satış sunumu ve iş süreci hakkında, burada yer verilen temel soruların her birine cevap verme yeteneğiniz sizi başarıya götüren anahtardır.

16.DAHA ÇOK SATIŞ İÇİN: Müşterilerinizin cüzdanlarındaki ya da banka hesaplarındaki para sizin bir işinize yaramaz. Nakitle ilgili kriz noktasını aşabilmek için müşterilerinize karşı, ürünlerinizi ya da hizmetlerinizi satabilmek için saldırgan bir tavır takınmalısınız. Kararlı ve ısrarlı olun.

A. Başka yol yok. Tek başına maliyet düşünmek yeterli değildir. Bunu daha fazla müşteri yaratmak ve daha fazla satış sağlamakla birleştirmelisiniz. Satış anahtar kavramdır.

B. Hem sanat hem bilim. İstikrarlı satışlar için atılması gereken yedi adım şunlardır:

a. Beklenti

b. Dostça ilişki ve güven sağlamak

c. Müşteri ihtiyaçlarını tanımlamak

d. Ürün ya da servisinizi tanıtmak

e. İtirazları cevaplamak

f. Talebi yakınlaştırmak

g. Tekrar satışı ve referansı sağlamak

C. Daha da yakınlaşmak zorundasınız. Hayatta kalmak ya da serpilmek için her işin satışta mükemmel bir ya birden fazla insana ihtiyacı vardır. Bu insanların bütün işi her gün daha fazla satış üretmeye yönelik olmalıdır.

D. 100 çağrı metodunu deneyin. Mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde 100 potansiyel müşteriyle yüz yüze görüşmek üzere şirket dışına çıkmalısınız. Bu, karlılık üzerinde inanılmaz etkilere sahip olabilir.

E. Sipariş isteyin. Talebi yakınlaştırmak bakımından, müşterinin satış kararı vermesini hızlandırmak gereklidir. En iyi ve en karlı şirketler, bu işte usta olan sarıcılara sahiptir.

F. Kaynağa geri dönün. Tatmin olmuş müşterileriniz, tekrar satışın ve referansın en iyi kaynağıdır. Bir nakit kriziyle karşılaştığınızda en iyi müşterilerinizle ilişkiye geçmeli ve onları daha fazla satın almaya davet etmelisiniz. Daha seri satışlar yapmanın etkin yolları, bir aciliyet duygusu yaratmak ve satın alana ödüller vermektir.

G. Her müşteriye daha fazla satış yapın. Her bir satışta, satışın ölçeğini artırma yollarına bakın. Bunlar arasında, müşterinin ana satın alma kalemini ilgilendiren diğer ürün ya da hizmetleri de satın alması anlamına gelen çapraz satış ya yer almaktadır.

H. Her zaman öğrenecek daha fazlası vardır. Ne kadar iyi olursanız olun, her zaman daha üstün performansı edinmenizi sağlayacak bilgiyi artırma şansınız vardır.

İ. Satışlarınızı hızla artırın. Satışlarınızı artırmanın en hızlı yolu, satıcılarınızın niteliğini yükseltecek sürekli eğitimler vermektedir. Bunu yapmaktan çekinmeyin; karınızı inanılmaz ölçüde yükseltebilir.

17.HER ŞEYİ BASİT KILIN: Bir dönüm noktası ya da aciliyet durumunda, kendinizi birçok işin arasında ve çok kafası karışmış bir halde bulabilirsiniz. Ne var ki, ana resimle ilgili önemli olan yalnızca birkaç şey vardır ve kendinizi yalnızca bu eylemelere odaklanmak üzere disipline etmelisiniz. Yapmayacağınız şeylere tam olarak karar verin. Bu, basitleştirmenin anahtarıdır.

A. Büyük soruyu ele alın. Zihinsel dinginlik en büyük amacınız olmalıdır ve bu dönüm noktaları zamanlarında aşırı değerli bir özelliktir. Uzun vadede hiçbir şey sizin zihinsel ve fiziksel sağlığınızdan daha önemli değildir.

B. 10 amaç yöntemini deneyin. En önemli 10 amacınızı yazın ve bunları arasından da sizin hayatında en olumlu etkiyi yapacak olanı belirleyin. Bu sizin en temel amacınızdır ve diğer her şey bunun etrafında organize edilmelidir. Bu amacı gerçekleştirmek için kesin bir tarih belirleyin.

C. Sürekli eylem halinde olun. Temel nihai amacınızı tanımladıktan sonra, onu başarmak için eyleme geçin. Buna ulaşmak için bütün zihninizle odaklanmalısınız.

D. 20 milyon doları hayal edin. Eğer bankadan 20 milyon dolarınız olsaydı ve sadece 10 yıl ömrünüz kalsaydı, hayatınızı nasıl kolaylaştırırdınız? Sizin için ne önemli ve ne daha önemsiz olacaktı?

E. Hayatınızı değiştirmenin dört yolu vardır:

a. Belirli şeyleri daha fazla yapabilirsiniz. Hayatınız ya da işinizi geliştirmek için daha fazla yapmanız gereken şeyler nelerdir?

b. Bazı şeyleri daha hızlı yapabilirsiniz. İşinizin ve hayatınızın kontrolünü ele almak ve basitleştirmek için daha az yapabileceğiniz şeyler nelerdir?

c. Yeni bir şeyler yapmaya başlayabilirsiniz. Yeni bir amaç doğrultusunda atılabilecek basit bir adım hayatınızı önemli ölçüde basitleştirebilir.

d. Bazı şeyleri yapmayı olduğu gibi terk edebilirsiniz. Artık işe yaramayan faaliyetlere son vererek, günde ya da haftada çok fazla saat tasarrufu edebilirsiniz.

F. Hayati önemi olmayan görevleri eleyin. Öncelikler koymak, aynı zamanda belirli bir durumun sonuçlarıyla ilgili öngörülere sahip olmayı da gerektirir. Bunlar, daha büyük faaliyetler için zaman yaratabilmek bakımından önem taşır.

G. Zamanınızı farklı şekillerde harcayın. Zamanınız sınırlıdır. Faaliyetlerinizi, daha az iş ama daha fazla değer üretmek üzere yeniden kurgulamaya odaklanmalısınız.

H. Saatlik kazancınızı belirleyin. Bir saatte ne kadar kazanmak istediğinizi kararlaştırın ve bu kazancı sağlamayan işleri yapmayı reddedin. Eğer söz konusu iş hemen yapılmak zorunda değilse erteleyin ve elinizdeki işe odaklanın.

İ. Önceden plan yapın. İşleri basitleştirmek için zamanınızı ve etkinliklerinizi planlamalısınız. Belirlediğiniz amaçlara odaklanmanız üretkenliğinizi artırmanızı sağlayacaktır.

J. Takıntılı olmayın. Bu size zihninizin daha berrak ve sahip olmasını mümkün kılan bir sükunet alanı yaratır.

K. Öncelikli olanları önce ele alın. İlişkilerinizi en öne koyun. Fiziksel sağlığınıza dikkat edin. Gevşemeye ve hayatınızı basitleştirmeye vaktiniz kalmadığını hissettiğinizde, aslında bunun tam vakti olduğunu unutmayın.

18. ENERJİNİZİ KORUYUN: Fiziksel sağlığınıza mükemmel düzeyde önem gösterin. Kendinizi sürekli olarak önemli bir yarışa hazırlanan şampiyon bir atlet olarak hayal edin. Doğru gıdaları yiyin, bol bol dinlenin, bolca su için, her gün otuz dakika ya da daha fazla egzersiz yapın ve böylece en iyi fiziksel ve zihinsel performansınıza ulaşın.

A. Bol bol uyuyun. Bir dönüm noktasını aşmada hiçbir şey size dinlenmekten daha fazla yardımcı olamaz. Eğer yoğun bir yaşamınız varsa günde yedi ila sekiz saat uyku gereklidir.

B. Pillerinizi şarj edin. Ne kadar fazla duygusal sıkıntıyla karşılaşırsanız, duygusal pilleriniz de o kadar hızlı tükenir. Bu da sizi yaralar ve iyi performans göstermenizi engeller.

C. Kendinizi tamamen kapatın. Bazen zihinsel, fiziksel ve duygusal pilleriniz şarj etmenin en iyi yolu, kendinizi tamamen kapamaktır. Hafta sonu 36 saat çalışmaktan kaçınmak bunu yapmanın iyi bir yoludur.

D. Beslenmek, en temel enerji kaynağınızdır. Çalışırken beyniniz, bütün bedeninizin kullandığı enerjinin %80’ini tüketir. Yüksek kalite besinler tüketmek, beyinsel performansınızın zirve düzeylere yükselmesini sağlayacaktır.

E. Bol bol egzersiz yapın. Otuz dakikalık ya da daya büyük bölümler halinde egzersiz yapmalısınız. Egzersiz size stres zamanlarında sakin ve verimli olabilmeniz için gerekli zindeliği ve neşeyi sağlayan endorfin salgılamanıza yol açar.

F. Güne doğru başlayın. Güne nasıl başladığınız izleyen her şeyi belirler. Hiçbir şey sağlığınızdan daha önemli değildir.

19.İÇSEL BAĞLANTINIZI YAPIN: Bütün sorunları çözmenizi ve bütün amaçlara ulaşmanızı mümkün kılan evrensel bir zihin gücü vardır. Bütün büyük adamlar kaderlerini bu yüksek güve dayandırır ve bunun kendilerine, özellikle de dönüm noktalarında düzenli olarak ilham vereceğine ve rehberlik edeceğine inanırlar. Bir saatliğine ıssız bir köşeye çekilin ve “içinizdeki sakin, küçük sesi” dinleyin. Bu, ihtiyaç duyduğunuz cevabı tam olarak doğru zamanda bulmanızı sağlayacaktır.

A. Sınırsız gücü kullanın. Bir inanç, sükunet ve güven beklentisine dair, hepsi bir arada işe yarayacak bir tutum geliştirmelisiniz. Bu, yüksek bir bilinç halini aktive edecek ve hayatınızda işe yaramasını sağlayacak katalizördür.

B. Bu güce güvenin. Daha sakin davrandıkça, bu güç, dönüm noktasını aşma ve sorunlarınızı çözme konusunda daha hızlı işe yarayacaktır. Güveniniz ne kadar büyük olursa bu güç de ol kadar hızlı ve öngörülebilir şekilde işleyecektir.

C. Gözünüzü açık tutun. Alarm hallinde olmalı ve çözüm olasılıklarına karşı uyanık olmalısınız. Kendi kendinize yapacağınız pozitif konuşmalar sizi doğru bilinç halinde tutacaktır.

D. Değerli derslerin peşinde olun. Bu güç size, amaçlarınıza ulaşmak, başarılı ve mutlu olmak için gereken dersleri sağlayacaktır. Size yapılan en büyük lütuflar genellikle sorunlar, yenilgiler ve geçici başarısızlık maskesiyle gelmektedir.

E. Sükuneti öğrenin. Bir insan kendisiyle sakince vakit geçirmeyi öğrendiğinde, daha yüksek bir ruha sahip olacaktır. Daha yüksek bir güve geçiş sessizlik, dua ve sükunet içinde meditasyon yapmayı gerektirir.

F. Cazibe yasasına ulaşın. Dua ve derin düşünce, zihninizi, sorunlarınızı çözmede ve amaçlarınıza ulaşmada size yardımcı olacak fikirleri, insanları, bilgiyi ve kaynakları çeken bir mıknatıs haline dönüştürecektir. Bu güce bir kez ulaştığınızda her şeyi yapmak daha kolay hale gelecek ve daha kolay hale gelecek ve daha hızlı sonuç alınacaktır.

20.KRALLIĞINIZI KARAKTERİNİZ BELİRLER: Gerçek karakteriniz yetişkinliğin kaçınılmaz krizlerinde, işler terse gittiğinde, yenilgi anlarında yaşadığınız stres durumlarında ortaya çıkar. Kendiniz tüm meydan okumalara karşı önceden hazırlamalı ve hiçbir nedenle kişisel bütünlüğünüzü bozmamaya kararlı olmalısını. Herkes sizi izliyormuş gibi davranın, çünkü herkes sizi izliyor.

A. Herkes sizi izliyor. Bir dönüm noktasıyla karşılaştığınızda herkesin sizi izlediğini, söylediğiniz ve yaptığınız her şeye karşı duyarlı olduğunu unutmayın. Duygularınız ve davranış tarzınız diğerlerinkini de belirler.

B. En değerli varlığınızı tanıyın. İşinizde ve özel yaşamınızdaki namınız en değerli varlığınızdır. Bu, niteliklerinizin ve karakter özelliklerinizin en kıymetlisidir. Başardığınız ya da başaramadığınız her şey namınızı yükseltir ya da alçaltır.

C. Meydan okumalara karşı durun. Güçlü insanlar hayatın meydan okumalarına karşı durun. Güçlü insanlar hayatın meydan okumalarına karşı durur ve krizleri metanetle karşılarlar. Etrafınızdakilere örnek bir insan olarak daima kontrollü, uyanık, rahat ve sakin olmalısınız.

D. Krizi yayın. Bir kriz anında yapmanız gereken en önemli şeylerden birisi kendinizin ve şirketinizin değerlerini yeniden onaylamaktır. Özgüvenin kurulması, değerlere adanmışlığın bir göstergesidir.

E. Çözüm hakkında düşünün. Hızla alınabilecek özgün önlemleri hesaplayın. Artık değiştirileme olan geçmiş olaylar hakkında endişelenmeyi ya da tartışmayı reddedin. Bütün enerji çözümler bulmaya yoğunlaştırılmalıdır.

F. Sınavı geçin. Herhangi bir boyuttaki sıkıntılar bir sınav olarak ele alınmalıdır. Durum ne olursa olsun sınavı geçmeli ve hayatın daha yüksek kademelerine doğru ilerlemelisiniz.

G. Engellere karşı adım atmak. Bir krizle etkin olarak uğraşma yeteneği liderliğin en belirgin özelliğidir. Sorunları ya da güçlükleri daha güçlü ve akıllı, daha başarılı ve etkili olmak için fırsatlar olarak görmelisiniz.

21. BAŞARANA KADAR SABIRLI OLMAYI ÖĞRENİN: Asla teslim olmama konusundaki kararlılığınız nihai başarınızın garantörüdür. Yaşamınız boyunca sürekli olarak sorunlarla ve zorluklarla karşılaşacaksınız. Ancak her biriyle yüzleşip aştıkça olabileceğiniz en iyisi olacak ve yıldızlara doğru hareketinize devam edeceksiniz.

Son Yazılar

Access Consciousness® Nedir? Access The Bars Nedir?

Access Consciousness® ile olmanızın imkansız olduğuna karar vermiş olduğunuz her şeyi olmaya hazır mısınız? Access Consciousness®  çalışmaları Amerika`da Gary Douglas tarafından 1990 yılında kurulmuş, ...

Bir Zen Ustası’ndan “Koyverme”nin Sırları

Zen Ustası Thích Nhất Hạnh’ın koyverme ile ilgili birkaç tavsiyesi olacak. Pek çok insan fiziksel olarak ayrılma ya da birini darlamama durumunun bir çeşit...

Düzensizliğin, hayatımıza kaosu davet ettiğini biliyor muydunuz?

Evimiz, yaşadığımız yer ruhumuzun aynasıdır... Bizi yansıtır ve enerjimizi de gözler önüne serer. Ruh‬ sağlığı ile birlikte yaşanılan mekan arasındaki sıkı ilişki, ruh sağlığı...

Zor Durumlarla Başa Çıkma Yöntemleri

"Zor durumda kaldığımızda ya da ne yapacağımızı bilemediğimizde bu durumla nasıl başa çıkabileceğimizi bilemeyebiliriz. Brian Tracy "DÖNÜM NOKTASI" ile zor durumlarla başa çıkma yöntemlerini...

Her şey Sadece İlginç Bir Bakış Açısı

Her şey sadece ilginç bir bakış açısı olsaydı bu ne yaratırdı? Bakış açısı değiştiğinde akışın da nasıl değiştiğine çok kez şahit olduk. Peki nasıl bakış açımızı...